|
Büyük yumruk |
||
|
Nasreddin Hoca ile gökyüzüne
doğru dal bucak, yere doğru da ben diyeyim on, siz deyin yirmi
kalın mı kalın kök salmış olan asırlık
bir banyan ağacının gölgesinde oturmuş sohbet
ediyoruz. Hocaefendi, dedim, Türkiyedeki şu Ergenekon
darbe masalı kabak tadı verdi. Her kafadan bir ses çıkıyor.
AKP yanlısı avantacı gazetelerde eski solcu, yeni Müslüman
yazar sürüngenlerinin attıkları palavralar, bilgi
kirlilikleri...
Nasreddin Hoca hemen ensemde okkalı Osmanlı şamarını
patlattı. Bunca yıldır sana akıl vermeye çalışıyorum,
dedi, ama kafa boş. Türkiyede devletin
içinde oynanan Karagöz oyunlarının ne olduğunu bir türlü
sana anlatamadım. AKP yanlısı avantacı gazetelerde
çalışan eski solcu yeni sözde Müslüman dürzü yazarlar,
Tayyip Beyden talimat aldılar, iyice kirlendiler ve işlerine
geldiği gibi yazıyorlar. Fakat, benim Ergenekon örgütünde
oynadığım önemli rolü meydana çıkaramadılar.
Bunun da sebebi, yazmış olduğum raporlara çok gizli,
gizliden de gizli damgasını vurmamdır.
Sustum. Nasreddin Hoca haklıydı. Ne yapalım kafa
boş. Türkiyenin çok değerli, çok kurnaz, çok takiyyeci
savcısı, pek de kurnaz şeriatçı Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğanın kafası bile bu kadar boş
değildi. Birden Nasreddin Hocanın son sözleri pat diye
kafamda şimşekler çaktırmasın mı? Vallahi ağzım
hayretten, Ergenekonun pardon Agartanın 600 yıl önce
Gobi çölünden önce Moğolistana, sonra da Sibiryaya kazdığı
tüneller gibi apaçık kaldı.
Eh, o kadarcık akıl da henüz anasının sütünü
emmekte olan çocukta bile var.
Aman Hocaefendi, dedim, sen kim, Ergenekon kim?
Nasreddin Hocanın yüzü havuç gibi kızardı.
Çok hiddetlenmişti. Bak işte, dedi, sendeki mantık
bu kadar. Emekli Hurşit Tolon Paşa ile emekli Şener
Eruygur Paşanın, Ergenekon örgütünde tango yaptıklarına
inanıyorsun da, Nasreddin Hocanın bu örgütün en gizli
ajanlarından biri olduğuna neden inanmıyorsun? Belli ki,
bu Ergenekon işinin içyüzünü anlamaktan acizsin! Tüh senin kalıbına.
Doğrusu ne diyeceğimi şaşırdım.
Demek bu Ergenekon ya da Agarta kumkuması, yeri yerinden oynatan
bir düzenbazlık imiş de bendenizin haberi olmamış.
Nasreddin Hocaya hemen, Hocaefendi, bu mahut örgütteki göreviniz
nedir? diye kabakça bir soru sordum. Hocaefendi önce gözlerini banyan ağacının yükseklerdeki
kalın dallarına dikerek şöyle
bir yuvarladı. Neredeyse daha şiddetli bir şamarın
ensemde patlamasını beklerken Nasreddin Hoca, Büyük
Yumruk Darbesi, ya da Vurdum Mu Oturturum Eylemi konusunda ne biliyorsun?
diye sormaz mı?
Ne bileyim? Bendeniz dünyadan habersizim.
Hiç bir şey, dedim.
Kabakça konuşmalarından besbelli ki, sen
avanaklıkta dünya rekorları kıran bir dümbeleksin,
dedi Nasreddin Hoca, Ergenekonun ne olduğunu anlamak için önce
Fethullahçıların iç bünyelerindeki kademelerin ne iş
çevirdiklerini öğrenmek gerekiyor. Olmayanı oldu diye göstermek,
aldatma makinesinin inceliklerindendir. Olmayanı oldu diye göstermek? Anlamadım Hocaefendi
dersem kızacak, iyisi mi suspus oldum. Nasreddin Hoca devam etti.
Örneğin ben, dedi, Atlantis battıktan sonra
Asyaya göç ettim. Tibette önce kafamı kazıttım,
sonra lama oldum. Fakat canım çok sıkıldı. Can sıkıntısından
kurtulmak için gövdemi soğuttum. Gövdemi soğutunca, tam yüz
yıl Lama Karta Karmapa Mağarasında uyudum. Yahu bu ne iştir? Pür dikkat Nasreddin Hocayı
dinliyorum. Asırlık uykudan uyanınca, dedi Nasreddin
Hoca, kendimi Fethullahçıların arasında buldum. Onların
sayesinde üstüme dehşetli bir keramet geldi. Beyaz Ada, Agarta,
Şambala ve Tombala derken, Gobi Çölünden Sibiryaya bir tünel
kazdım. Amacım Sibiryada vücudumu yeniden soğutup, yüz
yıl daha ayni mağarada uyumaktı. Olmadı.
Ergenekoncular araya girdiler. İlle Florida kıyılarından
Ankaradaki Başbakanlığın tam altına bir tünel
kaz diye bendenizi görevlendirdiler. Ya bu görevi yaparsın, ya
biz senin ümüğünü keseriz dedikleri anda, kazmayı kaptım
ve hemen tüneli kazmaya başladım.
Yine ağzım açık kaldı. Demek ki Ergenekon,
hem Şambala, hem de Tombala örgütleriyle işbirliği
halinde. Yandık be kardeşim.
Hocaefendi, dedim, Büyük Yumruk Darbesi, Şambala
ve Tombala örgütlerinin işbirliği ile mi gerçekleşecekti?
Öyle bir şey, dedi Nasreddin Hoca, bu örgütler
birbirleriyle iyice kilitlenmiş olduklarından, Şambala ve
Tombala olmadan, buradan Ankaradaki Başbakanlık binasının
altına kadar kazdığım tünelin bir faydası
yoktur.
Hocaefendi, bu tünelden ne fayda bekleniyor? diye cahilce
bir soru sordum.
Tünele gireceğim, dedi Nasreddin Hoca, tünele
yepyeni bir dağ bisikleti koydum. Bu bisiklete binip yeraltından,
Atlantik Okyanusunun altından Ankaraya gideceğim ve Başbakan
Erdoğanın karşısında arzı endam ederek,
Büyük Yumruk Darbesini gerçekleştireceğim. |
Büyük Yumruk Darbesi, zatıaliniz ve Başbakan Erdoğanın
arasındaki boks maçı mıdır? diye sordum.
Nakavt! dedi Nasreddin Hoca, Vurdum mu oturturum!
Hocaefendi, dedim, Başbakan Erdoğanın,
çoğu Tayyip Aşiretinden akraba yüzlerce koruması
var. Emine Hanım her gece istihareye yatıp ölü şeyhlere
ve şıhlara, Yarın sabah kocam sokağa çıksın
mı, yoksa çıkmasın mı diye soruyor. Ölü şeyh
çıkmasın derse, Başbakan da evden sokağa adım
atmıyor. Bu şartlar altında zatıalinizin kazdığı
tünelin ne faydası var? Nasreddin Hoca öyle bir kahkaha attı ki, göbeği
paluze gibi çalkalandı.
Sen, dedi, birinci sınıf bir eblehsin!
O anda Nasreddin Hocanın çevirdiği oyun kafama dank
dedi. Geç de olsa, benimle matrak geçmekte olduğunu anladım.
Hocaefendi, dedim, zatıalinizin Başbakan Erdoğandan
daha büyük bir takiyye üstadı olduğunuzu bilmiyordum.
Aptal! dedi Nasreddin Hoca ve Osmanlı tokadını
bir kez daha şak diye ensemde patlattı.
Bu şamarı da hakettim diyelim. Fakat Nasreddin Hoca,
Ergenekon-Agarta komplosunun arkasında ne gibi oyunlar oynandığını
bana iyice anlatamamıştı.
Hocaefendi, dedim, Başbakan Erdoğan, Ergenekon
konusunda neden savcı olmayı seçti?
Bunda anlamayacak ne var? dedi Nasreddin Hoca, Bak hele,
Anglo-Saxon dünyasının meşhur deyimiyle, Chicken
Little said: The sky is falling. Bu sözü Türkçeye çevir de,
herkes ne demek istediğimi öğrensin.
Küçük Tavuk dedi ki, gökyüzü yıkılıyor,
dedim, yani gökyüzü tepemize göçüyor. Hocaefendi, burda Küçük
Tavuk rolünü oynayan kimdir?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dersem, Despot Tayyip
kızar; ya bana azılı Ergenekoncu damgasını
vurur ve zindana attırır,
ya da peşime vergi zebanilerini takıverir, dedi Nasreddin
Hoca, vergi zebanileri de
bana, getir defterini bir bakalım derler. İşte bu yüzden,
Küçük Tavuk Başbakan Recep Tayyip Erdoğandır demeye
dilim varmıyor. Korkirem gardaş, korkirem.
XXXXXX
AÇIKGÖZ Genel Kurmay Başkanlığının halkı
TSK düşmanlarına karşı uyarması üzerine, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğanın şu sözlerini okuyunca doğrusu
bir an şaşırdım.
Despot Erdoğanın sözlerini dikkatle kaydedelim:
Silahlı kuvvetlere karşı hukuk dışı
saldırılara hiç bir zaman sıcak bakmamız ve Türkiye
Cumhuriyetinin hiç bir vatandaşının da sıcak
bakması inanıyorum ki mümkün değildir.
Neden pat diye böyle konuşuyor? Kendisi ve partisi
AKPnin bu işlerde parmağı olduğunu inkar etmek için
mi?
Bazen, Kumkuma Yuvasının Baş Artisti patavatsız
mıdır, yoksa içinden bıçaklı, takiyyeci bir şark
kurnazı mıdır sorularına bir cevap veremiyorum. Gerçek
o ki bu takiyyeci, Makyavelliye bile takkesini ters giydirir. Densiz Recep her konuda allame, fakat zimmet ve kalpazanlık
suçları işlediği iddiaları konularında, iki yılda
Başbakanlıkta havaya uçan yarım milyar dolarlık örtülü
ödenek konusunda dut yemiş bülbül. Açıkgöz şimdi de, Nobel Ödülüne kendisini
aday görüyor. Nobel Ödülünün aracına, hangi amaca varmak için
binmek istiyor? Bu devir böyle gitmezse, nitekim gitmeyecek... Gelecekte
yargı karşısında hem işlediği iddia olunan
zimmet gibi, kalpazanlık gibi adi suçlardan... Hem AKP iktidarında
görülen dehşetli yolsuzluklardan... Hem de Türkiye
Cumhuriyetine karşı işlediği yıkıcı
suçlardan, milletin içine nifak ve bölücülük sokma suçlarından
hesap vermesi gerekiyor. Nobel Ödülünü yine takiyye yoluyla bir kazanırsa... Bu kez de, Nobel Dokunulmazlığı devreye
girecek! Recep Tayyip Erdoğan, şeyhin rüyası, ulemanın
fetvası gibi ham hayallerin içinde yüzüyor...
Breh haddini bilmez takiyyeci, hele bir düşün. Hangi büyük başarın için, insanlığa
hangi hizmetin için kim sana Nobel Ödülünü verecek? 21 Temmuz 2008
|
|