DOLAR
 
2.263
EURO
 
2.873
ALTIN
 
88.586
BIST100
 
74.632


Güncel Haberleri

Yorumlar     Haber Tarihi : 15.02.2014 14:37

Şehzade Mustafa Ölüm Sahnesi İzle Muhteşem Yüzyıl’da Şehzade


Muhteşem Yüzyıl’da Sultan Süleyman oğlu Şehzade Mustafa’nın dün gece idam 7 cellat tarafından iddam edildi.Bizde HaberGazete.Com olarak sizin için


Şehzade Mustafa Ölüm Sahnesi İzle Muhteşem Yüzyıl’da Şehzade

Tarihin en trajik olaylarından biri olan Şehzade Mustafa’nın öldürülüşü. Kanuni Sultan Süleyman ve Mahidevran Sultan’ın oğlu Şehzade Mustafa neden öldürüldü?  Ölümünün ardındaki sır perdesi neydi? Kim tarafından neden öldürüldü? İşte Ayrıntılarıyla..






Mahidevran Sultan Kanuni’yle tahta çıkmadan önce Manisa valisi olarak görev yapmaktayken evlendi. Şehzade Mustafa, 1515 yılında babası Kanuni’nin Manisa Sancakbeyliği sırasında doğdu.

Mustafa çok iyi eğitilmiş bir şehzade, çok cesur ve başarılı bir askerdi de aynı zamanda. Halk ve asker nezlinde de çok sevilirdi.Kanuni Sultan Süleyman, yaşı ilerleyince oğullarından hangisinin tahta çıkacağı yönünde bir çekişme başladı.


Hürrem Sultan, Kanuni’nin ilk oğlu Şehzade Mustafa’yı devre dışı bırakıp kendi oğullarından birini tahta çıkarmak için bir strateji izlemeye başlamıştı. Bu arada Hürrem Sultan, kızı Mihrimah Sultan’ı Rüstem Paşa ile evlendirdi. Daha sonra veziriazamlığa yükselecek olan Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa’nın bertaraf edilerek yerine Hürrem Sultan’ın oğullarından birisini veliaht tayin ettirmesinde en büyük yardımcısı olacaktı.


Her ne kadar hemen herkes Şehzade Mustafa`nın Kanuni sonrasında tahta geçmesinin uygun olduğunu düşünse de, Hürrem ve Rüstem Paşa Şehzade Mustafa`ya karşı müthiş bir kin duyuyorlardı.Damat İbrahim Paşa’nın bir de Şehzade Mustafa’yı desteklemesi belki de ona en büyük düşmanını kazandırmıştı. Hürrem Sultan’ı. Hürrem Sultan bütün gücü ile Paşa’nın aleyhinde çalışıyordu.


Paşa’nın Hatice Sultan ile ilgilenmediği, bazı cinayetleri gizlediği, hediye gönderilen Kuranı Kerimleri kabul etmediği, gizli hristiyan olduğu, devletin parasını müsrifçe harcadığı söylentilerine artık Kanuni de inanmaya başlamış ve eski dostu ile ayrılmanın vakti geldiğini düşünerek onu öldürtmeye karar vermişti.1536’nın Mart ayında iftar için saraya çağrılan İbrahim Paşa, iftardan sonra bir odaya çağrılarak, daha sonra Şehzade Mustafa’yı da boğdurtmakta kullanılacak sağır ve dilsiz cellatlar tarafından boğduruldu.




İmparatorluğun büyük başarılar elde ettiği bu dönemde bir yandan da taht kavgaları için için devam etmekteydi.  Ordu, ulema ve meşayih Şehzade Mustafa`nın sultanlığının uygun olduğunu düşünüyordu.Veliahtlık meselesi ile ilgili dedikodular yapılmaya başlayınca, Kanuni yanındakilerin de teşviki ile Şehzade Mustafa’yı saltanat merkezine daha yakın olan Manisa sancakbeyliğinden alarak yerine Şehzade Mehmet tayin etti.


Manisa sancakbeyliği, padişah`ın vefatı durumunda yerine geçecek şehzadeye ayrılan bir yer olarak bilinmekteydi. Burada sancakbeyliği görevini yürüten Şehzade Mustafa bir zaman sonra Amasya`ya kaydırıldı.


Gelenek olduğu üzere annesi Mahidevran Sultan da oğluyla birlikte Amasya’ya gitti.

Manisa’ya ise, Kanuni’nin Hürrem’den olma ve Şehzade Mustafa`dan altı yaş küçük oğlu Şehzade Mehmet getirildi. Bunun anlamı, Hürrem’in oğullarından birinin sultan olması için yoğun bir çaba gösterildiği ve Kanuni’nin de bu etkiye direnemediğiydi.


Tüm bunlar gerçekleşirken beklenmeyen bir durum ortaya  çıktı. Kanuni’nin Şehzade Mustafa’ya tercih ettiği Şehzade Mehmet, henüz 22 yaşında iken vefat etti.Şehzade Mehmet’in vefatından sonra Şehzade Mustafa bir kez daha öne çıksa da, Manisa Sancakbeyliğine bu kez yine Hürrem’in oğlu olan Şehzade Selim getirildi. Bu durum, Hürrem’in kendi oğullarından birisini sultan yapmak konusundaki ihtirasını ve gayretini göstermekteydi.Saraydaki entrikalar bitmek bilmiyordu. Art arda yapılan iftiralar yavaş yavaş padişahın şahzadeye karşı olumsuz bir fikre kapılmasını sağlayacaktı. Bunda, Sadrazam Rüstem Paşa’nın etkisi büyüktü.Rüstem Paşa, gizlice şehzadenin mührünü kazıttı. Şehzade Mustafa’nın ağzıyla İran Şahı Tahmasb’a bir mektup yazdı. Şahın cevaben yazmış olduğu mektubu da ele geçirdi. Gerektiğinde bu sahte mektupları padişaha gösterecek ve şehzadenin sonunu hazırlayacaktı.


1552 yılında Rüstem Paşa Doğu Seferi’ne gidecek ordunun başına getirildi. Rüstem Paşa, sefer sırasında Anadolu’da herkesin Şehzade Mustafa’yı desteklediğini gördü. Askerler arasında da, artık 60 yaşına gelmiş olan Kanuni’nin kocadığı, zaten son on yıldır ordunun başında sefere bile çıkmadığı, yerini bu işi gerçekten hak eden Mustafa’ya bırakması yönünde dedikodular yayılmaya başladı.

Rüstem Paşa, bir adamını İstanbul’a göndererek meydana gelen olayları ayrıntısıyla Kanuni’ye iletti. Bu arada daha önce Şah Tahmasb’a yazdığı sahte mektupları da Şehzade Mustafa’nın aleyhine delil olarak gönderdi. Rüstem Paşa, Kanuni’yi tamamen oğluna düşman etmişti. Özellikle “tahtı bırakması” yönündeki dedikoduları duyan Kanuni, iyice sinirlenmiş ve üzülmüştü.Kanuni Sultan Süleyman derhal Rüstem Paşa’yı geri çağırarak seferin ertesi yıl bizzat kendi idaresinde yapılacağını bildirdi. Ertesi yıl 1553’te İran Seferi’ne padişah kendi çıktı. Ordu, 5 Ekim 1553 yılında Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe denilen mevkide konakladı.
Padişahın yanında Şehzade Cihangir ve yolda orduya katılan Şehzade Selim bulunmaktaydı. Kendisine orduya katılması talimatı verilen Şahzade Mustafa, babasının kendisiyle ilgili düşüncelerinden habersiz, orduya katıldı. Kendisini çok seven ikinci vezir Kara Ahmed Paşa’nın ikazlarıyla bazı şeylerin ters gittiğini fark etti.

Akşama doğru babasının otağından kendisine doğru üzerinde kağıt bulunan bir ok atıldı. Kağıtta, babasının otağına kesinlikle gitmemesi, aksi halde babasının onu öldüreceği yazılıydı.

Şehzade Mustafa bunu Rüstem Paşa’nın kendisine karşı bir hilesi olarak düşündü. Hem otağa gitmemenin babasına karşı bir saygısızlık olacağını düşündü. Ayrıca Şehzade Mustafa, babasının kendisini öldürebilecek büyüklükte bir suç işlemediğini ve Rüstem Paşa dahil hiç kimsenin , babasının kendisine ölüm kararı verebilecek derecede etkileyebileceğine inanmıyodu.

Çadıra giren şehzadeye yedi dilsiz cellat saldırdı. Şehzade Mustafa mücadele etmesine rağmen, cellatlar tarafından boğularak öldürüldü.

Şehzade Mustafa’nın ölümü ordu arasında derin bir üzüntü ve hoşnutsuzluk meydana getirdi. Şehzadenin başına gelenlerin sorumlusu olarak tepkiler Rüstem Paşa’ya yönelince, padişah ortamı yatıştırmak için Şehzade Mustafa’ya yakınlığı ile bilinen Kara Ahmed Paşa’yı veziriazamlığa getirdi.Şehzadenin cenazesi Bursa’ya gönderilerek İkinci Murad türbesine defnedildi.

İşte Mert Şahin’in yazısı ve Şehzade Mustafa’nın Öldürülüşü

"Osmanlı tarihinin en dramatik olaylarından birisi Şehzade Mustafa’nın öldürülmesidir.Halk ve Ordu nezdinde çok sevilen bir kişi olan şehzadenin ölümü halkı derinden etkilemiştir.Dönemin önemli yazarları üzüntülerini yazdıkları mersiyelerle belirtmişlerdir. Şehzade Mustafa’nın ölümü tarihçiler arasında ihtilaf oluşmasına sebep olmuştur.Şehzadenin öldürülmesinin gerekli olduğunu savunanlar ile şehzadenin öldürülmesinin hata olduğunu eleştirenler çıkmıştır.Şehzade Mustafa’nın öldürülmesi olayı ile ilgili bütün bilgileri siz okuyuculara aktardıktan sonra bu kararı sizin vermeniz daha doğru olacaktır.

Şehzade Mustafa, 1515 yılında babasının Manisa sancakbeyliği döneminde doğdu. Annesi, Mahidevran Sultandır. Babasının tahta geçmesiyle 5 yaşında İstanbul’a gelen küçük şehzade, ağabeyleri Mahmut ve Murat’ın ölümlerinin ardından da tahtın en büyük varisi oldu. Etrafında çok sevilen bir şehzadeydi. 15 yaşına geldiğinde devlet tecrübesi kazanması için merkeze yakınlığıyla önemli olan Manisa Sancakbeyi yapıldı. Bu görev, babasından sonra taht için en güçlü aday olduğu anlamına geliyordu.Fakat Kanuni Sultan Süleyman, Nahçivan Seferi’ne çıktığında Konya Ereğli taraflarında babasına isyan etme teşebbüsü dolayısıyla öldürülmüştür.(1533)

Neden Öldürüldü.....?

1552 Yılında Kanuni Sultan Süleyman Rahatsızlığı dolayısıyla Seferlere katılamaz durumdadır.Bundan dolayı İran Seferine Ordunun Başında Rüstem Paşayı görevlendirmiştir.Fakat Rüstem Paşa seferi icra edemez.Çünkü Asker arasında Sultanın artık yaşlandığı tahtı bırakmasının zamanı geldiği gibi dedikodular yayılır.Ayrıca Askerler Sultanın Mustafa gibi oğlu varken niçin Rüstem Paşa Orduya Komutanlık ediyor tepkilerde bulunmuştur.Bunun üzerine Rüstem Paşa Kanuniye elçi göndererek durumun vaziyeti hakkında bilgi vermiştir.Kanuni Rüstem Paşaya seferden geri dönülmesi emri vermiştir.Netice olarak bu sefer başarısızlıkla sonuçlanmış.Sefer sonrası gelişen olaylar Şehzade Mustafa’nın ölmesine yol açmıştır.

Rüstem Paşa sefer dönüşünde Kanuniye Şehzade Mustafa ile ilgili belgeler sunar.Bu belgelerde Mustafa’nın İran Şahı Tahmasp’a yazdığı mektuplar ile birlikte Diyabekir Beylerbeyine Yazdığı Mektupta vardır. Şehzade Mustafa,İran Şahına yazdığı mektuplarda ‘’Babasının artık yaşlandığından bahisle, atalarının tahtına oturma sırasının kendisinde olduğunu savunmuş ve bu konuda Safevi Şahın’dan yardım istemiştir.Şahta Kendisine yardım edeceğini bildiren cevaplar vermiştir.’’Ayrıca Diyabekir BeylerBeyine yazdığı mektupta ‘’Ben Harekete Geçtiğim Vakit Benimle Olacak mısın..?’’şeklinde mektup yazdığı görülmüştür.

Fakat Bu Mektupların Şehzadeye ait olup olmadığı tartışma konusudur.Rüstem Paşanın bu işi tezgahladığı konusunda görüşler olmakla birlikte,Mektupların gerçek olma ihtimali de mevcuttur.Çünkü Mektuplar da Şehzadenin Kendi Mührü vardır.

Padişah Konu Hakkında Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşanın da fikrini almış Sokullu Padişaha;’’Şehzadenin Askerle bir ittifak yaptığına yönelik bilgilerin mevcut olduğu,bu işin sonuncunda size karşı bir darbe ihtimali olabiliceğine dair’ beyanatta bulunmuştur.

Padişah Bunun üzerine Şeyhülilslam Ebusuud’dan fetva ister.Şeyhülislam Katli vaciptir fetvası verdikten sonra 1553 yılında Nahçivan seferindeyken konakladığı Konya yakınlarında oğlunu yanına çağırır. Ve öldürülmesi emrini verir.

Şehzadenin ölmesinde kendi yaptığı acemiliklerin de olduğu aşikardır.Şehzade Mustafanın Sakal bırakması ,kendi adına tuğra çekmesi,askerle çok içli dışlı olması gibi faaliyletleri de ölmesine sebep olan faktörlerdir.

Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinde en büyük rolün Hürrem Sultana ait olduğunu düşünceleri mevcuttur.Bu düşünceleri dile getirenler Hürrem Sultanın Rüstem Paşayla işbirliği yaparak şehzadenin ölümüne sebep olduğu söylerler.Bu düşünce kısmen yanlıştır.

Hürrem Sultanın şehzadenin öldürülmesinde direkt rol oynadığının söylenilmesi hatalıdır.Hürrem Sultan tabi ki kendi oğlunun tahta çıkması için faaliyetlerler de bulunmuştur ki bu her annenin yapacağı bir şeydir.Fakat bu Şehzadenin öldürülmesinin sebebi olarak Hürrem Sultanı göstermek yanlış bir durumdur.Kanuni gibi bir şahsiyetin Hürrem sultana uyarak,sağlam deliller olmadan şehzadenin hayatına son vermesi düşünülemez.Nitekim daha sonra Hürrem Sultanın kendi evladı olan Bayezitta isyana teşşebbüs ettiği dolayısıyla öldürülmüştür." (kaynak yazette.com)





KANUNİ'NİN SON YILLARI...

Yıl 1553... Kanuni’nin son yılları (6/7 Eylül 1566’da ölüyor)... (Kanuni  İran'a sefer hazırlığında iken)
Tam da o günlerde oğlu Şehzade Mustafa Bey’in Safevi Şah’ı Tahmasb’a yazdığı mektuplar önüne konuyor... Bazı tarihçiler tarafından temkinle karşılanan bu mektuplar, Mustafa Bey tarafından farklı zamanlarda yazılmıştır, ama içeriği yaklaşık olarak aynıdır...


MUSTAFA'NIN MEKTUPLARINDA NE VARDI?


Mektuplarında Şehzade Mustafa, babasının artık yaşlandığından bahisle, atalarının tahtına oturma sırasının kendisinde olduğunu savunuyor ve bu konuda Safevi Şahı’ndan yardım istiyor.

KENDİSİNE TUĞRA ÇEKTİRDİ

Kanuni önce inanmıyor: “Oğulcuğum böyle şey yapmaz, babasına komplo kurmaz!..” şeklinde isyan ediyor ama tümü oğlunun mührüyle mühürlenmiştir... Ayrıca daha önce ifade ettiğim gibi, Şehzade Mustafa kendisine hakkı olmadığı halde “tuğra” çektirmiştir. Bu apaçık bir isyandır. Töreye göre bu, saltanatını ilân etmesinden farksızdır.

YA DEVLET YA OĞUL SEÇİMİ

 
Devletin bir iç savaşa sürüklenmesi ihtimali Kanuni’nin tüylerini diken diken ediyor... Uykularını kaçırıyor... Stresten hastalanıyor.
Kanuni, yol ayrımındadır artık: Ya devleti ya da oğlunu tercih edecektir... Üstündeki büyük sorumluluk sebebiyle devleti tercih ediyor.

MUSTAFA KONYA'YA ÇAĞRILIR

 
Amasya’da valilik yapan oğlu Şehzade Mustafa’yı Konya’ya çağırıyor... Kendisi de 1553 yılı baharında ordusuyla birlikte Konya Ovası’na gidiyor.

KILICINI ÇIKAR!

 
Oğlu Şehzade Mustafa’yı otağına alıyor. Mustafa, Otağı Hümayun’un kapısında durduruluyor. Kılıcını çıkarması, huzura silahsız girmesi isteniyor... Oysa daha önceki uygulamalarda şehzadeler silahları ile huzura kabul olunurdu. Kuşkulansa bile yapacak bir şeyi yoktur.

GÖZLERİNE BAKMIYOR
 
Kanuni, elini öptürüyor. Oğlunun gözlerine bakamıyor. Zar zor hatırını soruyor. Sonra da “istirahat” etmesi için çadırına uğurluyor.
Bu son görüşmeleridir... Kuşkusuz baba yüreği kanıyor! Ama onun da yapacağı bir şey yoktur: Çünkü bu yola “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” denilerek çıkılıyor.

7 DİLSİZ CELLAT SALDIRIYOR
 
Mustafa Bey huzurdan başı önünde çıkıyor. Babasındaki tuhaflığı fark etmiştir. Kendi çadırına yöneliyor. Çadırına girer girmez, yedi dilsiz cellât aynı anda üzerine çullanıyor. Şehzade Mustafa, cellâtlara direniyor. Onları dağıtıyor da, lakin nereden çıktığı belli ünlü cellât Zal Mahmut Ağa elinde balta ile saldırıyor.

YAY KİRİŞİ İLE BOĞULMASI

 
Nutku tutuluyor adeta Mustafa Bey’in: Çünkü Zal Mahmut, onun sarayda iken sık sık görüştüğü en yakın arkadaşları arasındadır.
Elindeki baltayı savuruyor. İsabet alan Mustafa Bey yere düşüyor. Dilsiz cellâtlar kement atıyorlar. Yay kirişini boğazına bastırıp soluğunu kesiyorlar. Mustafa nefessiz kalıyor. “Nizam-ı âlem” uğruna oracıkta canını teslim ediyor, şehit oluyor. Hayatını “devletin bekası” için veriyor.

KANUNİ'NİN RUH HALİ

 
Unvanı “Kanuni” olan ve Alman İmparatoru Şarlken’e esir düşen Fransa Kralı Fransuva’yı Alman esaretinden kurtarmak için, sırf annesinin ricası üzerine “Almanya Seferi”ne çıkan Sultan Süleyman’ın, olayı tahkik etmeden oğlunu öldürtebileceğine ihtimal vermek zor...

DÜŞMANLARINA BİLE MERHAMETLİ
 
O Kanuni ki, değil oğlunun, hiçbir insanın zulme uğramaması için ömür boyu çabalamış durmuştur... Düşmanlarının bile “âdil” olduğunu söylediği bir Padişah, böyle bir tuzağa düşebilir mi? Açıkçası, ben buna hiç ihtimal vermiyorum.

Öncelikle tabiidir ki; İstanbul fethedilmeden önce vefat eden 6 padişah şehir dışında eski başkent Bursa'dadır. İlginç olan Edirne ortak başkent olmasına hatta orada da selatin camiler yapılmasına rağmen padişahlardan Edirne'ye gömülen yoktur.

Osman Gazi ve oğlu Orhan Gazi Bursa Tophane'de yatmaktadır. Osman Gazi'nin Bursa'da Gümüşlü Kümbet'e gömülmeyi vasiyet ettiğini biliyoruz.  Buradaki Manastır, Hanedan kurucusuna ebedi mekân olmuştur. Ancak yangınla harab olan her iki türbe de Sultan Aziz dönemi eseridir.

Sultan I. Murad Hüdavendigar'ın iki türbesi vardır. Biri Meşhed-i Hüdâvendigârdır ki Sultan'ın Kosova'da şehâdeti üzerine iç organlarının gömüldüğü yerdir. Mübârek bedenleri ise Bursa'da...

Timur'un elinde esir iken vefât eden Yıldırım Bayezid, yine Bursa’da Yıldırım Bayezid Türbesi’nde yatıyor.

Çelebi Mehmed, kendi eseri olan muhteşem Yeşil Türbe’de, oğlu Sultan II. Murad ise Osmanlı Hanedânının adeta aile kabristanı olan Murâdiye haziresinde yatmakta. Sultan Murad'ın türbesi diğerlerinden farklıdır. Sandukası yoktur ve kubbede Allah'ın rahmetini engellemeyecek şekilde bir açıklık bırakılmıştır.

7. Padişah Fatih Sultan Mehmed'den itibaren artık İstanbul Sultanlara ebedi istirahatgâh olmuştur. İlk padişahlar kendi yaptırdıkları cami avlularındaki türbelerinde tek başlarına yatmaktadırlar. Fatih Sultan Mehmed, adına yaptırdığı Fatih Camii haziresindeki türbesinde yatmaktadır. Ancak bugünkü türbe büyük depremde yıkılan cami ile birlikte III. Mustafa devrinde yeniden yapılmıştır. O yüzden Barok özelliği gösterir.

Fatih'in oğlu II. Bayezid, Bayezid türbesinde, Yavuz Sultan Selim ise oğlu Kanuni Sultan Süleyman zamanında bitirilen Sultan Selim Cami'indeki türbesinde ebedi hayatı bekliyorlar.

Kanuni Sultan Süleyman, Mimar Sinan'ın ünlü eseri olan Süleymaniye Camiindeki türbesinde yatıyor. İç organları ise Zigetvar'da. (Bugün üstünde bir kilise var.) Türbede dikkat çeken husus, giriş kapısının üstünde Hacerü'l-Esved'den bir parça bulunmasıdır.

II. Selim, Edirne'de muhteşem bir cami yaptırmış olmasına rağmen İstanbul'da bir camii olmadığından olsa gerek Ayasofya bahçesindeki muhteşem türbesinde yatmaktadır. Hemen yanında oğlu III. Murad da kendine ait türbe'de yatıyor. Onun da İstanbul'da Camii yok. Yine bir Sinan eseri olan Muradiye Camii Manisa'dadır. Her iki türbe de Sinan eseri... Davud Ağa'nın (yanılmıyorum inşallah) eseri olan 3. türbede III. Mehmed yatıyor. Bu üç türbeye girdiğinizde içiniz burkuluyor. II.  Selim'e, öldürülen 5 şehzadesi, III. Murad'a da 19 şehzadesi eşlik ediyor. Artık sondur bu. Bundan sonra hanedanda babadan oğula devri bitiyor.

Ayasofya'nın hemen karşısında zarif bir cami var. Sultan Ahmed... 14 yaşında tahta geçen Sultan I. Ahmed aynı zamanda 14. Padişah. Kaderin cilvesi 14 sene tahtta kalıp 28 yaşında gencecik vefat ediyor. Kendisi, yaptırdığı camiin yanındaki türbesinde yatıyor.

I. Ahmed'in yerine kardeşi I. Mustafa geçiyor ki bu bir ilk. Artık devamlı taht değişiklikleri ve genç ölümler yüzünden ne padişahlar yeni bir cami yaptırabiliyor, ne de buna fırsat buluyorlar. İki kez tahta geçen I. Mustafa genç yaşta vefat ettiğinden ortada bir türbe yoktu. O ana kadar herhangi bir türbeye başka padişahın yatması adet olmadığından kendisi Ayasofya'daki vaftiz odasına gömülüyor.

Sultan Ahmed'in 3 oğlundan ikisi yani Genç Osman ve Sultan IV. Murad babalarının yanına gömülüyorlar. 3. oğul Sultan İbrahim ise şehid edildiğinde amcası I. Mustafa'nın yanına  Ayasofya vaftizhanesine adeta ötelenir. Kader iki padişahı ölümle yine eşleştirir. I. Mustafa çok açık bir şekilde akıl hastasıydı. Sonuçta İki kez tahttan indirildi. Sultan İbrahim ise kensisini şehid eden hain Karaçelebizade Abdülaziz Efendi tarafından deli damgası ile damgalandı.

Bundan sonra artık İstanbu'da Selatin camii yapımı azaldığından ve padişahların birbiri ardına inmeleri sebebiyle aynı türbede birden fazla gömülmelere rastlıyoruz.

En uzun süre tahtta kalan ve 7 yaşında tahta geçen IV. Mehmed, III. Mehmed'in anasının başladığı fakat kendi anası Hatice Turhan Sultan'ın bina ettiği Yeni Cami külliyesindeki Hatice Turhan Sultan türbesinde gömülüdür. Kardeşi II. Süleyman ismini aldığı Sultan Süleymanın yanında iken diğer kardeş II. Ahmed de aynı yerde yatıyor.

II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud ve III. Osman da büyükanneleri Hatice Turhan Sultan Türbesi’nde yatıyorlar. Bunlardan I. Mahmud, Aslında kendi için büyük bir külliye inşa ettirmiş ve ismini de Nur-i Mahmûdiye koymuşsa da ömrü vefa etmemiştir. Yerine geçen kardeşi III. Osman I. Mahmud'u türbeye gömdürmeyerek Yeni camiye göndertmiş, camiin adını da Nur-i Osmaniye koydurarak kendisine ayırmıştır. Onun da halefi aynı işi görerek oraya gömülmesine izin vermemiştir. Böylece türbe boş kalmış, III. Osman'ın annesi Şehsüvar Sultan'a mekan olmuştur.

Laleli'deki cami, banisi III. Mustafa'ya da evsahipliği yapar. Mimarı Mehmed Tahir Ağa'dır. III. Mustafa'nın türbesinde kadem-i şerif de bulunmaktadır. Bu türbe yıllardır kapalıydı.


Sultan  I. Abdülhamid, Beylerbeyinde yaptırdığı bir camii olsa da, Bahçekapısındaki külliyesine gömülür. Bu türbede Peygamber Efendimizin de mübarek ayaklarının izleri bulunmaktadır. Kimbilir kaç defa önünden geçmişizdir de bir kere bakmamışızdır. Şehid Sultan III. Selim de babasının yanında yani Laleli Cami'inde... Ardından gelen amcazadesi IV. Mustafa da Bahçekapı’da Hamidiye Türbesi’nde yatıyor.

Yeni bir devir başlatan II. Mahmud'un türbesi de yenilik yapar. Hiçbir cami ya da külliyeye bağlı olmayan II. Mahmud türbesi Çemberlitaş’ta bulunuyor. Burası adeta protokol mezarlığı görünümündedir. Son devir devlet ricali de bu mezarlıkta yatmaktadır.

Sultan Abdülmecid büyük dedesi Sultan Selim Camii bahçesindeki kendi türbesinde yatarken, kardeşi Sultan Abdülaziz Çemberlitaş'ta babasının yanında medfun...

3 ay tahtta kalan V. Murad birçok ceddi gibi Hatice Turhan Sultan türbesine gömülmüş...

Nefs-i İstanbul'da yani suriçinde gömülen son Padişah, Sultan II. Abdülhamid'dir. Zaten kendisi son Roma İmparatorudur. O da amcası gibi dedesinin Çemberlitaş'taki türbesinde yatmakta. Halefi, kardeşi Sultan Reşad sağlığında yaptırdığı Eyüp Sultan'daki türbesinde çocuk cıvıltıları arasında ilahî huzura çağrılacağı günü bekler. San Remo'daturbe4 vefat edip tabutu haczedilen son padişah Mehmed Vahidüddin ise Şam-ı Şerîf'de Sultan Selim haziresindedir. Türbesi yoktur. Mütevazi kabrinde ebedi uykusundadır.

Halife Abdülmecid'e o da nasip olmamış. Kendisi vefat ettiğinde onca uğraşlara rağmen naaşı 10 sene Türkiye'ye gelmek için beklemiş, en sonunda Cennetü'l-bakî'de kendine yer bulmuştur. Böylece son Halife de, hilafetin başladığı Medine'de gömülmüş;  İslam hilafeti neş'et ettiği yerde hitam bulmuştur. Ne yazık ki vehhabi anlayışı yüzünden onun mezarı bile yoktur.








Şehzade Mustafa

Bu maddedeki bazı bilgilerin kaynağı belirtilmemiştir. Ayrıntılar için maddenin tartışma sayfasına bakabilirsiniz.Maddeye uygun biçimde kaynaklar ekleyerek

Başlığın diğer anlamları için Şehzade (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.





Şehzade Mustafa
Doğum     1515
Manisa, Osmanlı İmparatorluğu
Ölüm     6 Ekim 1553
Konya, Osmanlı İmparatorluğu
Yattığı yer     Bursa Muradiye Külliyesi, Bursa
Ebeveyn(ler)     I. Süleyman ve Mahidevran Sultan
Eşi     Rumeysa Sultan
Çocukları     Nergisşah Sultan, Şehzade Mehmed, Şah Sultan, Şehzade Orhan


Şehzade Mustafa (1515, Manisa - 6 Ekim 1553, Konya), (Osmanlıca adı: ?????? ?????) Kanuni Sultan Süleyman’ın Mahidevran Sultan’dan olma oğlu.

Saruhan, Amasya, Konya sancak beyliklerinde bulunmuştur. Babasının tahtına göz dikmekle suçlanmış; Nahcıvan seferi’ne giden Osmanlı ordusunun Konya’da konakladığı sırada, padişahın otağında boğdurulmuştur. Katli, devlete isyan suçundan dolayıdır; ancak deliller ve şahitler konusunda tartışma bulunmaktadır.[1] Hürrem Sultan’ın tahta kendi oğullarından birini geçirmek için Şehzade Mustafa’ya tuzak kurduğu ve ölümünü hazırladığı iddia edilmektedir.

Konu başlıkları

    1 Yaşamı
    2 Kişiliği
    3 Ailesi
    4 Ölümü ve Sonrası
    5 Popüler kültürdeki yeri
    6 Kaynakça

Yaşamı


1553 yılında Şehzade Mustafa’nın öldürülmesi 1.561 sayfasında Fransız trajedisi La Soltane ya Gabriel Bounin tarafından konu edinilmiştir.

1515 yılında babası Kanuni Sultan Süleyman’ın şehzadeliği sırasında Manisa’da dünyaya geldi. Dedesi Yavuz Sultan Selim’in 1520’de hayatını kaybetmesi üzerine Osmanlı tahtına oturmak üzere İstanbul’a giden babasının yanında İstanbul’a gitti.

Hürrem Sultan’ın babasının sarayına girmesinden sonra annesi Mahidevran Sultan ile Kanuni’ye dört şehzade daha doğuran Hürrem Sultan arasında, Kanuni’den sonra kendi oğullarının tahta çıkmasını sağlamak için büyük bir mücadele yaşandı. Şehzade Mustafa, 1533 -1541 arasında Saruhan Sancakbeyi (Aydın sancağı ilavesiyle) olarak görev yaptı. Saruhan (Manisa), padişah adayının görev yaptığı yer kabul edilirdi, dolayısıyla Şehzade Mustafa dönemin veliaht şehzadesiydi. 16 Mayıs 1541’de Amasya Sancakbeyliğine atandı; Saruhan Sancakbeyliğine ise kardeşi Şehzade Mehmed getirildi. Halk ve askerler bu duruma tepki gösterdi, bunun üzerine I.Süleyman doğu topraklarının güvenliği için şehzadenin Amasya’ya gönderildiğini ve veliahtlığının sürdüğünü açıkladı[2]. Ardından, Mehmet’in beklenmedik şekilde 1543’te ölümünden sonra Saruhan Sancakbeyliğine Şehzade Selim getirilirken; Şehzade Mustafa ise 1549 yılında Konya Sancakbeyliğine atandı.

Şehzade Mustafa’nın şahsına dair önemli verilerden biri de Bernardo Navagero adlı İtalyan elçinin hakkında verdiği bilgilerdir. Yazdığı bir mektup aynen şu şekildedir:
“     "Şehzâde Mustafa, sultanın ilk oğlu. Annesi de Çerkes olan kadın. Şu anda Amasya’da ikamet ediyor. İranlılar’ın sınırında, İstanbul’dan 26 gün uzaklıktaki bir mesafede. Yıllık geliri 80 bin dükaya tekabül ediyor. Annesi de onunla birlikte yaşıyor ve oğlunun zehirlenmesini engellemek için her türlü önlemi alıyor. Onun için en tehlikeli şeyin zehir olduğunu, başka hiçbir şeyden korkmaması gerektiğini söylüyor. Mustafa’nın annesini büyük ölçüde sevip saydığı söyleniyor.

Herkes onu çok seviyor ve herkes babasının yerine tahta çıkmasını istiyor. Yeniçerilerin de onun hükümdar olmasını istedikleri çok açık. Sultanın bütün kullarının arzusu da bu, çünkü ilk oğlu olmasından yanısıra çok dürüst, cömert ve cesur olması da herkesin onu istemesi için yeterli sebepler. Topraklarına gelen her yeniçeriye, sultanın kullarına, sadece çok iyi davranmakla, onları misafir etmekle kalmıyor, aynı zamanda çok güzel hediyeler de sunuyor. İşte sahip olduğu nâmı da böyle kazanmış. Her ihtiyaçları için yeniçeriler kendisine rahatça başvurabiliyorlar ve onun idaresinden bugüne kadar kimse sultana şikâyetçi olmamış.

Babasına sık sık armağan olarak güzel atlar, ayrıca birkaç bin düka da gönderiyor ve bunu seve seve yaptığı çok belli.

Şimdiye kadar babasına karşı hiçbir ters harekette bulunmamış. Hem de başka bir kadından olan diğer kardeşlerinin babasına yakın olduklarını bildiği, hatta biri sarayda yaşadığı halde. Bu konuda çok ılımlı.

Söylediğim gibi herkes babasının ardından Şehzâde Mustafa’nın hükümdar olmasını bekliyor ve istiyor. Ancak değişik olaylardan dolayı şans Şehzâde Selim tarafına da düşebilir (Diğer ikisine çok fazla önem verilmemiş). Sultanın çok sevdiği annesinin planları ve çok yetkili olan Rüstem’in planları da bu doğrultuda. Yani sultanın ölümünden sonra Selim’in padişah olmasını desteklemek için şimdi planlar yapıyorlar. Bu yüzden paşa en önemli mevkilere kendine yakın, onun emrinde olan kişileri yerleştiriyor. Sancakların yanısıra, hem yeniçeri ağasını yerleştirdiği, hem de kardeşini kaptanıderya mevkilerine çıkardığı gibi. Paşa kaptanıderya olan kardeşinin görevden alınmaması için büyük çaba gösteriyor. Bu mevkiden kardeşini alsa bile yerine çok güvendiği başka birini koyacak. Zira Mustafa’nın tahta çıkmasını engellemek için bir donanma ile onun yolunu kesmekten daha iyi bir şey yok.

Sultan Selim, İstanbul’a çok yakın. Hayatta kalmayı başarırsa, annesi de ölmezse, paşa da hazinenin ve sultanın paralarının sahibi olarak, kaza eseri bir ölüm ile Sultan Selim’i tahta oturtmak onlar için pek de zor olmaz. Herşeyi elde eden para aracılığı ile insanların kalbindeki Sultan Mustafa sevgisini kısa sürede silip atabilir. Bu şekilde kendisi de tahtı elinde tutmaya devam etmiş olacaktır. Ancak Mustafa’nın öldürülememesi durumunda ise Mustafa, hakettiği tahta çıkmak ve çıktıktan sonra da kaybetmemek için elinden geleni yapacaktır. Sultandan sonra tahta çıkan kim olursa olsun, herkesin bir korkusu var. Bunu Türkler de söylüyor: Bu taht meselesi oldukça kanlı olacağa benziyor ve bunun felaketlerin başı olduğunu düşünüyorlar. Bu konu ile ilgili olarak sultanın taht için kimi tercih ettiğini anlamak kolay değil çünkü hepsi onun oğlu ama yanında her zaman Rus karısı var ve bu kadın kendi oğullarını hep ön plana çıkarıp, sürekli Mustafa’yı kötülüyor. Ama Mustafa’nın tahta çıkması konusunda pek bir şey değiştiremeyeceğini de biliyor. Sultan da bu konuda bir şey yapamaz zira kendi ağzıyla Mustafa’nın tahta çıkacağını söyledi."
 

Diğer bir veri ise Guillaume Postel’in Osmanlı gelenek-göreneklerini ve Osmanlı’nın siyasi durumunu anlattığı kitapta bulunmaktadır. 1536’da, Fransız kralı I. François, Kanuni Sultan Süleyman’la bir sözleşme imzaladı ve ardından resmi tercümanı ve tarihçisi Guillaume Postel’i yardımcı olarak Fransız elçisi olan Jean de La Forêt’in yanına, İstanbul’a gönderdi. Fransız tarihçi Guillaume Postel,"De la République des Turcs"(Türklerin Cumhuriyeti) adlı kitabında Şehzade Mustafa’nın iktidarı devralabilecek yaşa ve olgunluğa ulaştığını, tedbirli, ve son derece iyi eğitimli bir şehzade olduğunu yazmaktadır.[4]
Kişiliği

Mustafa, şairdir (Mahlası Muhlisî[5]), hattattır (Elyazısı: Viyana, Şark yazmaları, No:998 de nesh ile yazılmış Süleyman-name). Manisa Bozdağ da, cami, saray, türbe, çeşmeler yaptırdı. Irakeyn ve Korfu seferinde (1534, 1536, 1537) ve Boğdan seferinde Anadolu muhafızı, 9. seferde (1541) İstanbul muhafızı oldu. Manisa Bozdağ da, cami, saray, türbe, çeşmeler yaptırdı. Görüntüsü ve tavırlarıyla dedesi Yavuz Sultan Selim’e çok benziyordu.[6]

Şehzade Mustafa’nın bilhassa Amasya’dayken ilim meclislerinde bolca bulunduğu, devrin önemli müderrislerinden dersler aldığı ifade edilir. Celalzade Salih çelebi, Manisalı Senai Mehmed çelebi, Hayreddin Hızır efendi, Şems efendi, şair Lali çelebi, Karaçelebizade Hicri Mehmed Muhyiddin efendi, İstanbul kadısı, şair Muhyiddin Mehmed Hüseyni efendi gibi alimlerden dersler aldı. Şehzadenin hocalarından olan Mustafa Sürûrî Efendi, Bahrü’l- Maarif ve Zahiretü’l Müluk yazıp şehzadeye sunmuştur. Şehzadenin katli üzerine de Kanuni ile alakasını kesip bir daha görüşmemiş ve kendisine verilmek istenen bütün resmi vazifeleri de reddetmiştir.[7] Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı bir mektupta şu ifadeler geçmektedir.


“Cihan padişahı babası gibi adil, atası Sultan Selim gibi yavuz ve korkusuz, büyük atası Sultan Mehmet gibi zeki.

Devlet-i Aliye’nin gördüğü en parlak şehzade.
    „
Ailesi

Zevcesinin adı bilinmemektedir. 1525, Kırım doğumludur. Şehzade Mustafa’nın ölümünden sonra 1555 de, Pertev Mustafa Paşa ile evlendirilmiştir.[8]

Çocukları:

Nergisşah Sultan: 1536 yılında Manisa’da doğdu. Damat Cenabi Ahmet Paşa (şair, tarihçi, Enderuni ve çeşnigirbaşı, 20 yıl kadar Anadolu Beylerbeyi) ile evlenmiştir.

Şehzade Mehmed: 1546’da Amasya’da doğdu. Ölümü; 1553, Bursa.

Şehzade Orhan: Ölümü; 1552, Konya.

Şah Sultan: 1547 yılında Konya’da doğdu. 2 Ekim 1577’de öldü. Zevci Damat Abdülkerim Ağa.[9]
Ölümü ve Sonrası


Taht yarışında Şehzade Mustafa’yı bertaraf edebilmek için Sadrazam Damat Rüstem Paşa tarafından sahte mektuplar ürettiği düşünülür. Bu mektuplar, Şehzade Mustafa’nın babası hayatta iken onun tahtına göz diktiğini ve isyan hareketlerine destekte bulunduğunu gösterir niteliktedir. Başlangıçta iddialara inanmayan Kanuni, güvendiği din alimlerinden tavsiye istedi. Güvenilen bir kölenin efendisinin parasını irtikap ettiğine ve ona karşı bir tuzak kurduğuna ilişkin hayali bir hikayeyle buna karşı ne yapılması gerektiğini sordu.[10] Aslında bu, Mustafa’nın isyan hareketlerine başvurduğuna ve babasının tahtına göz diktiğine dair endişelerinin çok uzağındadır. O dönemin alimlerinden olan Mehmet Ebussuud Efendi Süleyman’a şu cevabı vermiştir; “bu durumda köleye ölünceye kadar işkence yapılması uygundur.” Bu ifade, şeraite göre kendisine bir cinayet izninin verilmesi demektir, ancak bir fetva niteliği taşımamaktadır. Çünkü Şehzade Mustafa’nın yaşadıkları Süleyman’ın danıştığı hikayeden çok farklıdır.[11]

1553 yılında Veziriazam Damat Rüstem Paşa İran seferi için hareketinden sonra Aksaray taraflarına gelince, orduyu durdurdu ve yeniçerilerin Şehzade Mustafa’ya yatkınlığı olduğunu ve askerin, ihtiyarlığı sebebiyle sefere çıkamayan padişahın Dimetoka da oturmasını, Mustafa’yı hükümdar olmasını istedikleri dedikodusunun yayılmakta olduğunu bildirmek için, sipahiler ağası olan, Kızıl Ahmedliler den Şemsi Ağa’yı (Şemsi Paşa) İstanbul’a yolladı ve padişahın bizzat askerin başında sefere çıkmasını arz ederek, Aksaray’dan ileri gitmeyip bekledi.

Padişah bunu haber alınca Rüstem Paşa’yı geri çağırdı ve 1553 ağustos sonlarında kendisi İran seferine çıktı. Kütahya sancakbeyi Şehzade Bayezid’i Rumeli muhafazasında bulunmak üzere Edirne’ye gönderdi. Bolvadin’e gelince Saruhan sancakbeyi Şehzade Selim orduya gelerek el öptü. Bundan sonra padişah Aktepe konağına geldiği vakit, sefere çağrılan Şehzade Mustafa orduya iltihak ederek çadırı kuruldu. Ertesi gün şehzade babasının elini öpmek için otağ-ı hümayuna yürüdü. Çadıra girdiği zaman babasını göremedi, yedi dilsiz onu karşıladı ve hemen üstüne atılarak boğmak istedilerse de Mustafa bunların elinden kurtulup kaçarken, saray hademelerinden Zal Mahmud ağa arkadan yetişip şehzadeyi boğdu.[12] Cesedi çadırın önüne bir İran halısı üzerinde bırakılmak suretiyle ölümü ilan edildi. Bu, aynı zamanda İran ile iş birliği yaptığı iddia edilen Şehzade Mustafa’nın durumunda bir mesaj niteliği taşıyordu. Cenazesi daha sonra Bursa’ya gönderilerek II. Murat türbesi yakınına defnedilmiştir.

Şehzade Mustafa’nın ölümü askerler ve halk arasında büyük tepki yarattı. Yeniçeriler, olaydan sorumlu gördükleri Rüstem Paşa’nın çadırına saldırdılar ancak onu bulamadılar. Matem göstergesi olarak öğlen yemeği yemediler ve Rüstem Paşa’nın azlini istediler[13]. Kanuni artan baskı karşısında aynı gün Rüstem Paşa’yı görevden alıp yerine Kara Ahmet Paşa’yı atamak zorunda kaldı.

Şehzade Mustafa’nın katlinden sonra Konya’da olan annesi Mahidevran Sultan ve ailesi (eşleri, kızları ve oğlu Şehzade Mehmed) Bursa’ya gönderildi. Lakin Şehzade Mustafa’nın ölümünden sonra askerler arasında çıkan "Şehzade Mustafa öldüyse oğlu var, tahta o geçer!" dedikodularını işiten Kanuni torununun da boğdurulmasını emretti ve 7 yaşındaki Şehzade Mehmed babasının ölümünden bir süre sonra boğularak katledilip Şehzade Mustafa’nın yanına defnedildi.[14] Şehzade Mustafa’nın türbesi, 1555 yılında kardeşi Şehzade Selim tarafından yaptırılmıştır.[kaynak belirtilmeli]

Şehzade Mustafa’nın ölümü üzerine Fünûnî, Rahmî, Edirneli Nazmî, Muînî, Mustafa, Müdâmî, Sâmî, Kara Fazlî, Nisâyî , Şeyh Ahmed Efendi, Selîmî, Kâdirî gibi şairler mersiyeler yazdılar. Hakkında yazılmış en tanınmış mersiye, Taşlıcalı Yahya Bey tarafından yazılmış olandır. Şehzade Mustafa, sultan olmadan kendisi bu denli fazla mersiye yazılan tek şehzadedir.

“Meded meded bu cihanın yıkıldı bir yanı
Ecel celalileri aldı Mustafa Han’ı
Dolundu mihr-i cemali bozuldu erkanı
Vebale koydular al ile Al-i Osman’ı     „

Kaynak: Kaynak belirtilmedi
Editör: Hamit KARAKUŞ
  • Dünün Reyting Sonuçları (30 Eylül 2014 Salı Reyting Sonuçları)
  • Terbiyesizlik sınırlarını aştı
  • Sibel Kekilliden skandal sapık...
  • Diego Ribas’ı şoke eden karar!
  • 20 dakika kaldırımda bekledi
  • Galatasaray’ın Arsenal maçına olay hakem!
  • Mesut çekindiği G.Saraylı futbolcuları açıkladı
  • Gülben Ergen’den düğün sonrası ilk fotoğraf
  • Galatasaray’ın yıldızı hakkında flaş iddia!
  • Boşanmanın ardından olay sözler
YORUMLAR
Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.


Güncel KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER

EN SON EKLENEN VİDEOLAR
EN SON EKLENEN FOTO GALERİLER
SON YORUMLAR